ÜRÜN ODAKLI DEĞİL
MARKA ODAKLI OLABİLMEK
Türkiye’de
bugünlerde en çok konuşulan konuların basında markalaşmak geliyor. Herkes tarafından marka olmanın çok önemli olduğu vurgulanır. Ancak bunun gerçekten
ne anlama geldiği hakkında çok da fazla konuşulmuyor. Birçok kurum, markalaşmanın
yeni bir logo ya da değişik bir reklam kampanyası ile eş değerde olduğuna
inanıyor ya da inandırılmak isteniyor. Marka olmak adeta yapılacak işler
listesi üzerinden gitmekmiş gibi, logo tamam, reklam tamam, biz artık marka
olduk rahat edebiliriz, gibi bir düşünce hakim. Ama işler hiç de böyle göründüğü
kadar kolay değil! Marka
olmak ne bir logo ile başlar ne de bir reklam kampanyası ile sona erer. Herşeyden
önce bir mantık değişimi gerektirir, ürün odaklı mantığından marka
odaklı mantığına geçiştir. Sizin kafanızda, markanızın işinizin ruhu
olduğuna karar vermiş olmanız gerekir. Ondan sonra da, ben kimim, nereye
gidiyorum, nasıl bir hedef kitleye hitap etmeliyim ve onlara nasıl farklı bir
artı değer sunabilirim gibi soruların cevabını aramaya başlamalısınız.
Markalaşmak
sizin hedef kitlenizle değişik ve özel bir bağ kurmanızı sağlar, öyle ki
bu kitle, pazar şartları ne olursa olsun, devamlı olarak sizin ürün ya da
hizmetinizi almaktan mutluluk duyacaktır. Başarılı markalar işte bu özel
ilişkiyi yaratır ve devamını sağlarlar – Starbucks, Nike, Singapore
Airlines sadece birkaç başarılı örnek.
Hedef kitlelerinin zihninde özel bir yere sahipler, onların ürün ve
hizmetleri her zaman en iyi kalite olarak bilinir. Bu markaların kalitesi kuşku
götürmez ama aynı ürün ya da hizmeti üreten diğer markalara baktığınızda
aralarında çok büyük ölçüde bir fark da ilk bakışta göremezsiniz. Nihayetinde
Starbucks kahve, Nike spor eşyaları satar, Singapore Airlines ise dünyadaki
birçok havayolu şirketinden bir tanesidir. Ama bu
markaların ortak özelliği işte bu özel bağı müşterileri ile kurabilmiş
olmaları. Bir başka deyişle onların kendi markalarına sadık kalmalarını
sağlayacak özel bir marka deneyimi yaşatabiliyor olmaları.
Markalaşma
konusunda bir baska yanlış anlama ise, markanın tamamen pazarlama ve iletişim
bölümünün sorumluluğunda olduğunun düşünülmesi. Bu önemli bir hata; eğer
marka odaklı bir kurum haline gelmek istiyorsanız, markanın, kurum içinde
herkesin – girişteki görevliden genel müdüre kadar – sorumluluğu olduğunu
kabul etmeniz gerekir. Markalaşma süreci en yukarıdan başlayıp aşağı doğru
yayılabilirse başarılı olur. Bu uzun ve zahmetli bir yolculuktur. Ancak
oldukca da tatmin edici sonuçlar doğurur, çünkü doğru bir şekilde yapıldığında
karşılığı sadık müşteri kitlesi, pazarda farklı bir konum ve yüksek
marjların getirecegi finansal artıştır. Günümüzde, hemen herşey marka
olabilir – ürünler, şirketler, insanlar ve ülkeler. En
iyi pazarlanan marka aynı zamanda daha çok satan marka demektir. Kendini bir
marka olarak gören ve her fırsatta kendini başarılı bir şekilde pazarlayan
ülkeler de en fazla turisti ve yatırımı çeken ülkeler oluyor.
Bugün
eğer bir yerden başlamalıyım diyorsanız, logo ya da reklam çalışmasını
bir kenara bırakın, ilk üst düzey toplantınızda, biz kimiz, nereye
gidiyoruz, kime ne gibi bir değer katabiliriz gibi soruların cevaplarını
aramaya başlayın. Tüm bu soruları cevaplayıp, sizi farklı kılacak bir
marka stratejisi belirledikten sonra, markanızın görsel kimliğinin yaratılması
(logo, web sitesi vs.) aşamasına geçmeniz doğru olacaktır. Bunu izleyen en
doğal aşama da kurum içi marka tanımlanması olmalıdır. Çalışanlarınız
sizin şirketinizin en değerli varlıklarıdır, eğer onlarla doğru bir şekilde
iletişim kurar ve markanızı anlatabilirseniz, onları birer ayaklı marka elçisi
haline dönüştürebilirsiniz. Unutmayın ki eğer onlar markanızın ne anlam
ifade ettiğini, bunun onların günlük iş yaşamını nasıl etkileyebileceğini
anlayamazlarsa, o zaman siz de markanızın potansiyel gücünü
kaybedebilirsiniz. British Airways’in eski CEO’su “Telefonda yaşanacak bir kötü
tecrübe milyonlarca dolarlık reklam kampanyasının bir anda yok olmasına
sebep olabilir." demiş.
Markanızın kurum içinde iyice anlaşılıp yaşandığına emin olduktan sonra ise artık hedef kitlenizle iletişimi düşünmeye başlayabilirsiniz. Zaten belli bir yol çizdikten sonra nasıl ve hangi kanallardan iletişim kuracağınız daha kolay belirlenecektir.
Eğer üst yönetim doğru yerden işe başlarsa, markalaşma uzun ama çok da keyifli bir yolculuktur. Churchill’in dediği gibi, "Bu bir sonun başlangıcı değil, bir başlangıcın sonudur!"
Sibel Akın
Genel Müdür
BrandSens